Kategori: Yazılarım

  • Hiç Hata Yapmamak Değil… Hatalarının Sorumluluğunu Üstlenmek…

    Hata yapmak, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır.
    Ancak bazılarımız için hata, yalnızca bir davranış değil; değersizlik, suçluluk ya da reddedilme ile eşleşmiş bir yaşantıdır.
    Erken dönem yaşantılarda öğrenilen bu anlamlar, kişinin bugün hatalarıyla yüzleşmesini ve sorumluluk almasını zorlaştırabilir.

    Oysa psikolojik büyüme; hatayı inkâr etmeden, kendilik değerine zarar vermeden, yaşanan deneyimi dönüştürebilme kapasitesiyle mümkündür.
    Sağlıklı bir yetişkin duruşu, kusursuzluk arayışı değil; sorumluluk alma cesaretidir.

    Bireyin, kendisini cezalandırıcı iç seslerden koruyarak hatalarıyla ilişki kurabilmesi; hem duygusal esnekliğini hem de psikolojik dayanıklılığını artırır.
    Bu süreçte hedef, kusursuzluk değil; insani olmak, deneyimden öğrenmek ve dönüşebilmektir.

  • Kanser Tanısı Bir Eve Girdiğinde…

    ekran görüntüsü 2025 12 03 213022

    Kanser Tanısı Bir Eve Girdiğinde…

    Sadece bedeni değil, ilişkileri, rolleri, duyguları da değiştirir.
    Bir evin içinde, her birey bu süreci kendi iç dünyasında deneyimler.

    👩‍⚕️ Hasta: “Güçlü olmalıyım, sevdiklerimi üzmemeliyim.”
    👨‍👩‍👧‍👦 Yakınlar: “Onun için güçlü durmalıyım, ama içimde bir korku var.”
    👶 Çocuklar: “Her şey değişiyor ama kimse bana tam olarak ne olduğunu anlatmıyor.”

    Belirsizlik, kaygı, sessiz endişeler… Her duygu bir yanıt, her tepki bir baş etme çabasıdır.
    Ama çoğu zaman, herkes kendi içinde yaşar bu süreci.

    Oysa kanserle baş etmek, yalnızca güçlü durmak değil; hissettiklerini paylaşabilmek, anlamlandırabilmek ve birbirine alan açabilmektir.

    🌿 Güç, yalnız taşımakta değil; birlikte hafifletebilmektedir.

  • Kendi İsteklerinize Kulak Vermek BENCİLLİK Değildir.

    Başkaları için cömertçe kullandığımız destek cümlelerinin söz konusu kendi isteklerimiz olduğunda nasıl da yerini daha acımasız ifadelere bıraktığını hiç düşündünüz mü?

    “Öyle çocuk gibi benimle ilgilen mi diyeceğim!”
    “Evde beni beklerlerken arkadaşlarımla gezmeye mi gideceğim!”
    “Hadi kalk, yatma zamanı değil”
    “O kadar işin arasında bu program da nereden çıktı!”
    “Onu alacağına/yapacağına neler alırsın/yaparsın -ki bu çoğunlukla başkaları için-“
    “Boş boş oturacağına…”
    “Bu yaştan sonra…”
    “Şimdi ne gerek var…”
    “Önce çocuğunu/ aileni düşün …”
    Ve daha niceleri…

    Ne zaman kendinizle ilgili birşeye ihtiyaç duyduğunuzda bunu erteleyen, önceliklendirmeyen, gereksiz gören eleştirel bir iç ses çıkıyor sahneye… Sonrası her dinlenmek istediğimizde, sevgi ve ilgi gibi duygusal ihtiyaçlarımızı dile getirmek istediğimizde, zorunluluklar dışında bir şeyler almak ya da yapmak istediğimizde vicdan gibi içimize oturma ve nefessiz bırakma hali… Oysaki en az başkaları kadar biz de ihtiyaç duymuyor muyuz tüm bunlara… Hani şu maskeyi önce kendine takma meselesi gibi hani 😉

    Kendini gözetme dediğimiz bu meseleyi bencillik diye kötü gösteren eleştirel iç sesimize inat, kendi istek ve ihtiyaçlarımızı başkalarının insafına bırakmayacak kadar kulak verelim kendimize 🩶

  • Her Şeyi Kontrol Etmeye Çalışmıyorum. Sadece KORKUYORUM!

    İşlerin tepe taklak olmasından…
    Başına bir şey gelmesinden…
    Hata yapmaktan…
    Zarar görmekten…
    İlişkimizin kötüye gitmesinden…
    Yeterince iyi olamamaktan…
    Suçlanmaktan…
    Kötü bir şey olmasından…

    O kadar korkuyorum ki, bu yüzden her şeyi kontrol etmeye çalışıyorum, sana ne yapacağını ya da ne yapman gerektiğini söylüyorum, tekrar tekrar teyit ediyorum, seni bunaltacak sorular soruyorum, her şeyi planlamaya çalışıyorum…

    Böyle zamanlarda aslında “herşeyin yolunda olduğunu söylemene, halledebileceğimizi bilmeye, yalnız olmadığımı hissetmeye, elimden geleni yaptığımı bilmeye ve…..” ihtiyacım var.

    Kontrolcülük bazen de bir başa çıkma biçimidir. Kişinin herhangi bir şeması tetiklendiğinde bunu telafi etmek için kontrolcülük bir başa çıkma biçimi olarak ortaya çıkar. Kontrol etmeye, planlamaya, önlem almaya çalışırken yorulduğunuzu ya da yorduğunuzu hissediyorsanız belki de önce altında yatan şemaya bakmalısınız✌️

  • İçimdeki Fener: Sağlıklı Yetişkin

    Karşılaştığımız zorluklar karşısında hissettiklerimiz, aklımızdan geçenler ve tüm bunlarla başa çıkma biçimlerimiz deneyimlerimiz, öğrendiklerimiz, mizaç özelliklerimizle birleşerek şekilleniyor aslında…

    Sevilmek, bağ kurmak, değer görmek, güvende hissetmek ve özgürlük gibi temel psikolojik ihtiyaçlarımız karşılandığında da içimizdeki sağlıklı yetişkin güçleniyor ve zorluklarla işlevsel bir şekilde başa çıkan yanımız gelişiyor.

    Denge noktamız gibi de düşünebileceğimiz bu yanımız; incinen, öfkelenen, isyan eden, talep eden, cezalandıran, kaçınan, çabalayan diğer yanlarımız arasındaki trafiği yönetiyor bir bakıma…

    Tıpkı bir deniz feneri gibi duyguların ve düşüncelerin arasında kaybolduğumuzda yolumuzu aydınlatıyor.

    Karşılaştığımız zorlu durumlarda duygular ve zihnimizin içinde savaş veren düşüncelerin arasında çırpınmadan önce durup nefes almak ve içimizdeki fenerin yolu göstermesi için bu kaotik çemberin bir adım dışına çıkmak yolumuzu, ihtiyacımızı anlamak için o kadar kıymetli ki…

    Şema terapide sağlıklı yetişkin dediğimiz bu denge noktamızı güçlendirmek karşılaştığımız güçlüklerin oluşturduğu karanlık denizde bize yol gösteren bir deniz feneri işlevi görüyor. Bu fenerin ışığını güçlendirmek için tek ihtiyacımız olan ortalığı karartan ya da dalgalandıran o incinmiş yanımızın ihtiyacını anlamak ve karşılamak…

    İçimizdeki deniz fenerlerinin zihnimizi aydınlatması dileğiyle…

  • Yapmanız Gereken Çok Şey Olduğunda Hiçbir Şey Yapmayarak Kendinizi Korumaya Çalışıyor Olabilir Misiniz?

    Bitirmeniz gereken işler, yeniden düzenlenmesi gereken dolaplar, çıkılması gereken ev alışverişleri ya da tamamlanması gereken ödevler derken kafanızın içerisinde sürekli size yapmanız gerekenleri hatırlatan “talepkar” ve eğer yapmazsanız sıkıntı yaşayacağınızı ve başına gelebilecek kötü şeyleri fısıldayan “cezalandırıcı” sesler konuşmaya başladığında bazen tüm bunlardan uzaklaşmak ve bu rahatsızlık hissinden kurtulmak adına ya kalakalırız ya da tüm bunların dışında keyif verici şeylerle uğraşırız. O kadar ödev ya da iş varken;

    🤡sezon sezon dizi izlemek
    🤡arkadaşlarla kahve içmek
    🤡sosyal medyada vakit geçirmek
    🤡tatil planları yapmak
    🤡ya da boşluğa bakarak saatlerce oturmak

    aslında o dağ gibi yapılması gereken listeler karşısında çok zor ya da bitirilemez olduğunu düşündüğü için bu durumdan rahatsız olan içimizdeki çocuğun kendini bu durumdan kurtarma çabası olabilir mi acaba😉 Ne dersiniz?

    Böyle zamanlarda ne kadar rahat ve hatta tembel olduğunuza dair “eleştirel” iç sesi dinlemek yerine;

    ➡️İş listesini basitleştirmek
    ➡️Yapılacakları önceliklendirmek ve parçalara ayırmak
    ➡️Bir yerden de olsa başlamak

    ve tüm bunları yaparken arka planda konuşan o rahatsız edici seslere rağmen kendinize daha insaflı davranmak iyi bir başlangıç olabilir ✌️☺️

  • Başkalarına Vermekten Kendinize Kalamayanlardan Mısınız?

    Fedakarlık…
    Kimimiz için başkalarının ilgisini, sevgisini, saygısını kazanma şeklimiz…
    Kimimiz için içimizdeki eğer yapmazsak bizi kötüleyen, bencillikle suçlayan, iyi ebeveyn, hayırlı evlat, can arkadaş olmanın olmazsa olmaz koşulu olduğunu söyleyen o eleştirel sesle başa çıkma yöntemimiz…

    Peki ya kendimize kalmadığımızda…

    Hayattaki tüm ilişkiler karşılıklılık dengesine dayanır aslında… Bir annenin uykusuz geceleri ve yaptığı onca fedakarlık bile bebeğinin gülümsemesiyle anlam kazanır.
    İlişkilerdeki özveri karşı taraftan verilen aynı yönde karşılıkla kişiye yük olmayan bir hal alır.

    Karşılıklılık dengesi bozulduğunda tükenmek, haksızlık hissi ve sonrasında gelen öfke ya da kişinin kendini izole ederek koruma ihtiyaçları ortaya çıkmaya başlar.

    Kendimize tanımadığımız alanın başkaları tarafından sağlanmasını bekler dururuz…

    İşler bu noktaya gelmeden önce kendimize ne kadar kaldığımıza bakmaya ne dersiniz?